Friday, November 23, 2007

"insanların ______ olduklarını anlamak çok güç değil. bunun için psikoloji okumaya gerek yok.

tam olarak bunu yazacağım.

facebook'da psikoloji okumaya karar vermiş birisiyle tanıştım. kendisine tam olarak yukarıda blockquote içerisinde gördüğünüz şeyi yazacağım.

gelin biraz insanlardan bahsedelim. hazır mısınız? çılgınlar hazır mı? haydi o zaman.

insanı insan yapan temel unsurlardan bir tanesi 'anlamamasıdır'. 'biraz geç anlaması' ya da 'anlama işini yaparken motivasyona, denemelere, pratik çözüm yollarına, en çok da zamana ihtiyaç duymasıdır' da diyebilirdik. rahatlıkla derdik. dedik bile.

insanevladı doğası gereği anlamakta güçlük çeker, ve questi tamamlayabilmek adına pratik çözümler üretmeye çalışır.

bir şeyi anlayabilmenin insan için -herhangi bir- formülü onu parçalara ayırmaktır. bu nedir? bu şudur; anlaşılması güç, büyük ve korkunç bir şeyi alırsınız ve onu -her parçası ancak kendi işlevini yerine getirebilecek kadar- ufak modüllere ayırırsınız. ta ki herhangi bir parçayı anlamak, tabiri caizse eğer, osurmak kadar kolay bir vaziyete muvaffak olana kadar. parçaları anlamak, parçaların birbirleriyle ilgisini/ilişkisini anlamak ve dolayısıyla 'bütün'ü anlamak demektir. hatta popüler bir atasözü şöyle der, ya da ben tamamen bunu götümden sallıyorum.

"the whole is sum of all its parts"

herneyse.

insanı insandan ayıran özellik, bize her zaman 'anlayabilmesi' şeklinde lanse edilmiştir. bu önerme faso fisodur.

insanı insandan ayıran özellik, çaresize şu iki sorunun yanıtını merak etmesidir.

'WTF?' ve 'SO WHAT?'

Bakınız. Bazı kelimeleri cümleleri İngilizce (A.B.D) yazıyor olabilirim. Bunun sebebini anlatayım size. Ben malesef Yunaytıd Siteytz ov Imerika'nın ele geçirdiği, her köşesine McDonald's, Starbucks kondurduğu, anasını sikip katlettiği (stay focused) bir III. dünya ülkesinden sesleniyorum size.
Is it clear now?

anyways, şimdi biraz geçmişe, prehistorik çağlara dönüyoruz. ilk insanı hayal edin, bir ağacın altında daltaşak ortada, tam ağacın yanından geçen bir nehir ve bu ilk insanın yanında da tek dostu 'sincap' olsun. ilk sincap ve ilk insan. setup böyle. nehir geçiyor. şırıl şırıl. ağaç falan filan. neyse.

şimdi bir senaryo uyduralım.

hah.

bu güzel araziyi elbette ilk insan ve sincapdan önce türkler keşfetmişti. söz konusu bölgede rakı içip, brontosaurus çevirme yiyen türkler, ardından dansöz oynatıp, ağacın köşesine de sıçtıktan sonra, çöpleri de toplamadan alandan uzaklaşmışlardı.

ilk insan ve sincap oraya vardıklarında ambiyansın büyüsüne öyle bir kapıldılar ki; ne çimlerin arasındaki kırık büyük rakı şişesini, ne etraftaki karpuz kabuklarını ne de ağacın kenarında duran boku fark edebildiler.

tam bu fark etmedikleri esnada hiç hesapta olmayan bir şey oldu.

sincabın götü tutuşmuştu. götü alevler içinde bağıra bağıra etrafta koşturmaya başlamıştı, acu içindeydi.

ilk insan durumu farkedince eli ayağına dolaştı ve bir süre böyle kaldı. kendine gelince arkadaşı sincabı kurtarmak için, etrafta yardımcı bir araç olup olmadığına baktı. belki o an farkında değildi, ama geliştirdiği bu behaviourın temelinde microsoft windows kullanıyor olması yatıyordu. ilk gözüne takılan obje kırık büyük rakı şişesi oldu. kırık büyük rakı şişesi gerçekten büyük ve kırıktı. şişeyi aldı ve arkadaşına fırlattı. şişe işe yaramamıştı, bunun üzerine ilk insan halis adana karpuzuyla sincabı dövmeye başladı. bu esnada sincap bayılmıştı ve cayır cayır yanıyordu. ilk insan -ağlayarak- son çaresi primary object olan boku denemek üzereydi ki, ateş kendi üzerine sıçrayacak gibi oldu, ve o refleks ile sincapa tekmeyi çaktığı gibi nehire yolladı.

nehire düşen sincap suyun etkisiyle söndü. bu durumu hayretler içinde izleyen ilk insan için iki şey değişti. birincisi, suyun kaldırma kuvvetine tanık olmuştu. ve hayatı boyunca arkadaşının son sözlerini ('hacı dokunma ona') unutamadı ve yeri geldi ağladı. sincap bir kaç saatlik işkenceden sonra ilk tatlı su piranasının öğle yemeği olmuştu.

şimdi durun.

neden durun dediğimi birazdan, hatta belki de şimdi, evet evet şimdi, ama tam şu an açıklayacağım.

bunun ne kadarı sizi, ama ne kadarı da beni ilgilendirir bir türlü anlayamadım, ama türlüyü hiç sevmem bunu da belirtmek istiyorum. ama ama. şu son paragraftan bir önceki paragraftan da önceki paragrafı yazalı tam 3 hafta oldu. tam değil belki, ama eproksımıtli 3 hafta.

bu kağıt evdeki herşey gibi salonun ortasındaki sehpanın üzerinde duruyordu. sadece şunu yazdım ve sehpanın üzerine koydum. ve ardından çok acayip şeyler olmaya başladı. üzgünüm bu yazıyı da bitiremedim. aslında bir şey vardı, onu anlatmak istiyordum. ama geçti artık.

geçti amına koyim.

başka bir konuyla devam edeceğiz ^_^ yeni konumuzun adı '24dür yaşım, sikim-dalım-kuşağım' 24 yaş çok heyecan verici arkadaşlar. henüz bu yaşa gelmemiş gudiklere sesleniyorum; 24 olmadan intihar etmeyin.

bu yaşa kadar herşeyi -ya da büyük bir bölümünü- yolunda götürmeyi başardıysanız, 'I will survive' size daha manalı gelmeye başlayacaktır. şiir bile okursunuz belki. gerçi sanmıyorum, okumazsınız.

şu herşeyin elinizden kayıp gittiği 18gün/saat bilgisayar ekranına baktığınız, sevdiğiniz tüm kıyafetlerin size hiç yakışmadığı, üzerinizde ise en sevmediğiniz kazağınızın olduğu, siktirik 'geçen' seneyi hatırlıyor musunuz?

tabi insan sormadan edemiyor 'şimdi ne olacak?' diye. lol

ben anlatabilirim bunu insana.

kaybetmek üzereyken kazanmayı düşünemezsiniz. skoru eşitlemeyi düşünürsünüz.

kaybetmek üzereyken kazanmayı düşünmeyi başarmış iseniz, kaç gol yediğinizi bilmeniz gerekir.

bunu böyle programatik değil de, literal bir şekilde duymak istiyorsanız, istiyorsa gönül; 'tekrar ayağa kalkabilmek için zaten yerde olması gerekir'

ne olursa olsun, çok klişe biliyorum ama, herkes kazanmak ister. ama maçın sadece tek galibi olur. çok klişe hakkaten.

evet. çocuğa aynen bunu söyleyeceğim. insanların ikiyüzlü olduklarını anlamak güç değil. bunun için psikoloji okumaya gerek yok.

tabi insan tekrar sormadan edemiyor 'şimdi ne olacak?' diye.

sonuçta kim? çağdaş filozofları takip eden, fikir dolu, buzdolabında 5 çeşit peynir barındıran, yediği hıyarın bile yarısını saklayacak kadar tutumlu bir sevgili istemez ki?

siz o kişinin kim? olduğunu düşünürken, ben bir kahve hazırlayacağım.

milyonlara sesleniyormuşum gibi hissettim bi an, profili 361 kişi ziyaret etmiş. saçmalık.

Followers